HERŞEY İSLAM İİN
  HADİSLER
 

Kırk günün önemi nedir?
Sual: Bir çok duanın kırk gün okunması bildiriliyor. Kırk günün önemi nedir?
CEVAP
Kırk sayısı, çoğunluğu bildiren işlerde asgari en büyük sayıdır. Bir duayı çok okumak istenirse, en az kırk kere okumalıdır.
Beş vakit namaz, sünnetleri ile beraber kırk rekattır. Fatiha, beş vakit namazın, her rekatında okunur. Böylece, her gün en az, kırk kere okunur.
Tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemeyi kırk günden fazla geciktirmek günah olur. Müslüman olan akrabayı ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. (S. Ebediyye)
Kırk gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında kırk bir kere Fatiha okunur. Besmelenin sonundaki Mimi Fatihanın Lam harfi ile birlikte okunur. [Yani (Rahimilhamdü) denir.] Sonra yapılan dua kabul olur. Suya üfleyip hasta veya büyülenmiş kimseye içirilirse, [eceli gelmemiş olan hasta] şifa bulur ve büyü çözülür. (Tefsir-i Azizi)
Kur'an-ı kerimi kırk günde bir hatmetmek, müstehaptır. (Şir’a)
Kırk sayısı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şu mealdedir:
(Her gece kırk âyet okuyan gafillerden yazılmaz.) [Beyheki]
(Kırk kişi bir cemaattir. Bir ölüye dua ederlerse Allahü teâlâ, o ölüyü affeder.) [Buhari]
(Şirkten uzak kırk mümin, bir müslümanın cenaze namazını kılarsa, Allahü teâlâ, muhakkak o müminlerin dualarını kabul ederek, o ölüyü affeder.) [Müslim, Ebu Davud]
(Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz. İlimsiz ibadetin faydası olmaz!) [Hazanet-ür-rivayat, Müjdeci Mek.]
(Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azap kaldırılır.) [R.Nasıhin]
(Kırk gün ihlasla İslamiyet’e uyanın kalbini Allahü teâlâ hikmetle doldurur.) [Ebu Nuaym]
(Kırk gün helal yiyenin kalbini Allahü teâlâ nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya sevgisini, kalbinden giderir.) [Ebu Nuaym]
(Lohusa kadın kırk gün geçtiği halde, kan devam ederse, artık özürlü sayılır.) [Hakim]
(Kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişene iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.) [Ebu-ş-şeyh]
(İlk tekbire yetişerek, kırk gün cemaatle beş vakit namaz kılana Cennet vacip olur.) [Ebu Ya’la]
(Aldığı gıda maddelerini, pahalanınca satmak için, kırk gün saklayan, hepsini fakirlere parasız dağıtsa, günahını ödeyemez.) [Deylemi]
(Fal baktıran, falcıya inanmasa da, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]
(Bir lokma haram yiyenin, kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]
(Haktan bâtılı veya hidayetten dalaleti red için, ilimden bir konu öğrenmek niyetiyle evinden çıkan kimse, bir âbidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır.) [Deylemi]
([Kırklar denilen] Ebdaller kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve beladan kurtulursunuz.) [İbni Asakir]
(Yeryüzünde her zaman kırk [evliya] bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar.) [Taberani]
(Her Peygamber Süleyman aleyhisselamdan kırk yıl önce Cennete girer. Fakir de, zenginlerden, sâlihler de diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]
(Hazret-i İsa, yer yüzüne inince kırk yıl yaşayacaktır.) [İ. Ahmed]
(Allah için kırk gün nöbet tutanın, bütün günahları temizlenir.) [Taberani]
(Komşuluk dört taraftan kırk evdir.) [İ. Hibban]
(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) [Ebu Nuaym] (İslam âlimleri, buna uymak için, (Kırk hadis) ismi ile hadis kitapları yazmışlardır.)
(Allah için hicret edenler, diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.) [Taberani]
(Bir âmâyı elinden tutup kırk adım götürene Cennet vacip olur.) [Taberani]
(Altın ve gümüşün zekatı kırkta birdir.) [Tirmizi]
(Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk büyük günahı af olur.) [İ.Asakir]
(Bir hasta, la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin kırk defa okursa, şehit olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları af olur.) (Necat-ül-musalli)
(Kırk yaşını geçtiği halde hayırlı işleri [sevapları], kötü işlerinden [günahlarından] ziyade olmayan kişi, Cehenneme hazırlansın.) [İ.Gazali]
(Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.) [İ. Gazali]
(Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Tirmizi, Nesai]
(Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de namaza devam etmelidir.
İmanla ölmek için şu duayı günde kırk kere okumalıdır:
(Ya hayyü ya kayyum ya zelcelali vel ikram, ya la ilahe illa ente.)
Allah razı olsun
Sual: (Bin kere Allah sizden razı olsun) demek uygun mu?
CEVAP
Allahü teâlânın bir kere razı olması sonsuz razı olması demektir. Allah razı olsun dendi mi aynı şey söylenmiş olur. Ama öyle söylemenin de mahzuru olmaz. Maksat manayı kuvvetlendirmektir.
Sual: Allah ebediyen razı olsun demek caiz mi?
CEVAP
(Allah ebediyen razı olsun) denince, sanki bu duadan, Allahü teâlânın bir müddetliğine de razı olacağı anlamı da çıkıyor. Bu itikadımıza terstir. Allah razı olsun demek gerekir. Ebediyen ekleyince yanlış anlamaya müsait oluyor. Üç günlüğüne veya üç seneliğine razı olsun anlamı da çıkabilir. Yani Allah’ın böyle sıfatı da var sanılır.
Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?
CEVAP
Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vaz geçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]
Razı etmek için
Sual: Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, dinimizin emir ve yasaklarına uymalı, özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:
(Ya Aişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânellahi vel hamdü lillahi ve lâilahe illallahü vellahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]
Beddua etmek
Sual: Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?
 
CEVAP
Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.
İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.) [İbni Mace]
(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.) [Tirmizi]
Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?
CEVAP
(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun [kâfir bile olsa] kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.
Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.
Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.) [Müslim]
Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?
CEVAP
Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.
Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?
CEVAP
Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!
Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi. Şimdi sağlığım bozuktur. Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?
CEVAP
Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez. Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez. Helalleşmek gerekmez.
Peygamber efendimiz beddua etti mi?
Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir:
(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]
(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]
(Bid’at çıkarana lanet olsun.) [Dare Kutni]
(Eshabıma sövene lanet olsun.) [Hakim]
(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun) [Deylemi]
Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır. Bir tanesi şöyledir: Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. (Mirat-i kâinat)
Taberani’de rivayet ediliyor ki:
İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor.
Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur. O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar.
O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu. Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu. Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi. O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hz. Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı.
Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hz. Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi.
Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi.
Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hz. Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)
Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor. Günahları sevaba çevriliyor. Bir âyet meali:
(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.) [Furkan 70)
Bu âyet-i kerime Hazret-i Vahşi için indi. (Hadika)
Sual: Birine beddua için, (Seni Allah'a havale ediyorum) demek, uygun olur mu?
CEVAP
Söyleyen şahsa ve niyetine göre değişir. İbni Mesud hazretleri anlatır:
Ebu Cehil ve arkadaşları, Resulullah Kâbe’nin yanında namazda secdede iken, üstüne deve işkembesi attılar. Resulullah, namazını tamamlayınca, yüksek sesle, (Allahım, Ebu Cehil’i, Ukbe bin Rebia’yı, Şeybe bin Rebia’yı, Velid bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Muayt’ı sana havale ediyorum) buyurdu. Bedir savaşında, Resulullahın ismen zikrettiği bu kimselerin, hepsinin yere serilmiş cesetlerini gördüm. (Buhari, Müslim, Nesai)
Bir de, sanki, hâşâ Allahü teâlânın haberi yokmuş da, Ona haber veriyorum, gereğini yapsın, mazlumun hakkını zalimde bırakmasın gibi, bir anlamda söylenirse, hiç uygun olmaz. Allahü teâlâ, hiç kimsenin yaptığından gâfil değildir. Kul, yanlış bir şey yapmışsa, elbette onu hesaba çeker ve cezasını verir.
Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin anlamında söylenirse, mahzuru olmaz.
BeRaT GeCeSi
Şaban ayının 14. gününü 15'ine bağlayan geceye Berat Gecesi denir. Pazartesi günü akşamı Berat Gecesi’dir. Yüce Rabbimizin lütuf ve keremi ile pek şerefli ve mübarek olan bu geceyi idrak etmiş bulunuyoruz. Kudsiyetiyle gönüllerimize feyiz ve bereket bahşeden Berat kandilini tekrar idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız. Yüce Rabbimize sonsuz şükürler ve hamd ü senalar olsun. Berat Kandili Müslümanların, sınırsız af ve merhamet sahibi olan Yüce Allah’a sığınarak günahlardan arındıkları, ilahi lütuf ve bereketlere eriştikleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir.
BERAT gecesi, bütün İslâm aleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Bu mubarek gece her yıl, İslâm dünyasının dört bir tarafında derin bir huşu ve hürmet ile karşılanır ve uğurlanır. İslâm aleminin saadet ve selâmeti, mü’minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmaları için bu mübarek gecede milyonlarca müslümanın elleri semaya açılır. Mü’minler, içtenlikle yüce ALLAH’a yönelirler, affedilme ümitleri canlanır ve Cenab-ı Hak’tan feyizi, rahmeti ve affedilmeyi büyük bir heyecanla gönülden arzu ederler.
Camilerimiz, mescidlerimiz bu gece, sabaha kadar üstlerine gökten yağan nurlar ile, kendilerini dolduran Müslümanlardan taşan nurlar arasında parıldar durur. Bu gecede camilerimizi kubbelerine kadar dolduran dualar bütün bir yıl ümmet-i Muhammed üzerinde ilahî bir rahmet olur. Bu gece, camilerimizde, mescidlerimizde tan ağarıncaya kadar Kur’ân-ı Kerîm okunur, dinlenir, namaz kılınmak ve dua-niyaz yapılmak suretiyle ihya edilir. Bu mübarek gecenin hepimiz ve bütün İslâm alemi için maddî ve manevî hayırlara bereketlere ve afv ü mağfirete nail olmamıza vesile olmasını Cenab-ı Hakk’dan niyaz ederiz. Ve bilhassa idrak ettiğimiz bu mübarek gecenin; çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, ümütsüz, karamsar, günleri gafletle geçen kimselere gerçek manada maddi ve manevi bir kandil olması için dua ve niyaz ediyoruz.
Manevi havasını teneffüs ettiğimiz bu mubarek gece; Yüce Allah’a açılan ellerin, bağlanan gönüllerin ve yalvaran dillerin boş dönmeyeceği, yapacağımız duaların Rabbimizce kabul edileceği inancı ve ümidini taşımaktayız. Bu inanç ve ümitle, kendimiz, ana-babamız, yakınlarımız, ülkemiz, milletimiz, bütün kardeşlerimiz ve tüm insanlığın mutluluk ve barışı için dua etmeyi unutmayalım. Gönüllerimizi saran bir huzurla Allah’a karşı şükran borcumuzu; nefsimize, ailemize, komşularımıza karşı vazifelerimizi hatırlayalım. Müslüman olarak kendimizi nefis muhasebesine tabi tutalım. Eğer yaratana ve yaratıklara, ülkemize ve milletimize karşı görev ve sorumluluklarımızda kusur ve ihmallerimiz varsa, bu gece yapacağımız değerlendirme ile bunları telafi yönüne gidelim.
Aslı “Beraet” olan ve Türkçe’ye “Berat” olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı: “Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak”. Dînî literatürde ise: “Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak” manasını ifade etmektedir. Buna göre Berat gecesi, Allah Teâlâ’nın affı ve bağışlaması ile müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir. Allah Teâlâ, bu mübarek gecede, kendisine yönelip af dileyen mü’min kullarına, cehennemden kurtuluş beratı verir. Berat gecesine, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle: “Mübarek”; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle: “Beraet”; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle: “Rahmet”; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle: “Beraet ve Sakk” adı da verilir.
Berat Gecesi, bütün İslâm âleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Hiç şüphe yok ki vakitler aslında birbirine eşittir. Bir vakit diğer bir vakitten kendiliğinden üstün olamaz. Öyleyse bir vaktin diğer vakitlerden daha şerefli ve faziletli olması mutlaka o vakitte meydana gelen bir yüce işten ve mübarek bir olaydan kaynaklanmaktadır. Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Berat gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Berat Gecesi’ni, bu derece yücelten husus, Berat gecesinin kudsiyeti, Kur’an-ı Kerim’in bu gecede Levh-i Mahfuzdan dünya semasına indirilmiş olması ile alakalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Ha Mim, (Helal ile haramı ve sair hükümleri apaçık bildiren bu) kitab (Kur’an-ı Kerim)e yemin ederim ki, gerçekten biz O’nu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak biz (hak din İslam’dan yüz çevirenleri) uyaranlarız. (O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri) her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır. Hakikat biz, Rabbinden bir rahmet (eseri) olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ (her şeyi) hakkıyla işitenin, (her şeyi de) kemaliyle bilenin ta kendisidir.” Duhan Suresi: 1-6
Ayet-i kerimede geçen: “Mübarek gece”den maksat, bir tefsire göre: Berat gecesidir. Bu tefsir sahiplerinin sahih kabul ettiği rivayetlere göre: Kur’an-ı Kerim’in tamamı, bu gecede Levh-i mahfuz’dan dünya semasındaki Beyt-i Ma’mur’a indirilmiş, sonra da Kadir gecesinden itibaren Cebrail (A.S) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz (S.A.V.)e peyderpey indirilmiştir. Elmalılı M. Hamdi Yazır, 6/4294 Ayrıca Kıble’nin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin; hicretin ikinci yılında, Şaban ayının 15.de vuku bulması da bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Bu önemli iki hadise münasebetiyle Berat Gecesi’ne mahsus şu beş haslet vardır.
a- Mahlûkatın bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, ihya (diriltme) veya imate (öldürme) edilecekleri, ecelleri gibi her mühim iş bu gece tefrik edilir, görevli meleklere verilir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
…(O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri) her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır. Duhan Suresi: 4-5…
Berât gecesi, ilâhî emirlerin Levh-i Mahfûz’dan yazılmasına başlanır. Kâtip melekler bu geceden, gelecek seneki aynı geceye kadar olan olayları yazar ve bu “Kadir gecesi” bitirilerek, rızıklara ait nüsha Mikâil (A.S.)a; musibetlere ait nüsha Azrail (A.S.)a; harplere, zelzelelere, yıldırımlara, çöküntülere ait nüsha da Cebrail (A.S.)a teslim olunur.
Osman b. Ahnes (R.A.)den rivayete göre Resûlellah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Şaban’dan Şaban’a eceller belirlenip (görevli meleklere bildirilir), o kadar ki adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölecekler arasına (yazılıp) belirlenmiştir.” Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/386, No:3839, Deylemi, Firdevs, 2/73, No:2410
2

Allahım! «Akidemi» «sorunlarim»in elinden kurtar ve koru!
 
Rabbim! Bana sorumluluktan kaçan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver!
 
îlahî! Akli ve bilimsel olgunluğum anında bile beni taassuba dü şürme! Duyarlılık ve aydınlık faziletinden mahrum kılma!
 
Ya Rabbi! Beni sürekli bilgili ve uyanık kıl ki, bir kimseyi ya da bir düşünceyi olumlu, olumsuz- iyice tanımadan önce bir yargıya varmayayım.
 
Allahım! Egoizm, çekememezlik ve kıskançlıkla karışmış cehalet ve başıboşluğumu, düşmana savaş, dosta saldırı aracı yapma!
 
Rabbim! Benliğimin; şöhreti olmam istenen benliğin kurbanı du- rumunu bana verme!
 
Allahım! Benim ruhumda, «insanlık»ta ihtilafı, «düşünce»de ihti-, laf ve «ilişkilerdeki ihtilaf ile karıştır ki, bu üç temel şeyi birbirinden ayrı tanıma gücünü bulamayayım.
 
İlahî! Beni garaz, kin, kıskançlık nedeniyle zulmün oyuncağı yapma!
 
Ya Rabbi! Egoistliği benden uzaklaştır ve egoizmi kaldır ki, baş-kalarının egoistliğini görüp eziyet çekmeyeyim!
 
Allahım! Bana imanda «mutlak itaati» bağışla ki, dünyada «mutlak isyan» içinde olayım!
 
Rabbim! Bana «kavgacı ve inatçı» bir takvayı öğret ki, sorumlulu- gun çokluğu arasında kaybolmayayım. Beni «perhizkar, münzevî tak vadan koru ki, tenhalık ve uzlet köşelerinde gizlenmeyeyim!
 
îlahî! Beni ideallerinin mutluluğuna çekme! Büyük izdırapları sonsuz gamları, ilginç tuhaflıkları benim ruhuma da tattır! Lezzetlerini hakir kullarra verirken benim canıma da aziz dertlerini bağışla!
 
Rabbim! Düşünce ve duygularimi düşük bir ortamda tutma ki, al- çak açıkgözlüğe, bela getirici adiliklere ve insanlara azıcık benzeyen pisliklere yönelmeyeyim. «Aldanmış» büyükleri daha çok seven, «al datılmış» küçüklere daha çok ilgi duyanlardan kıl!
 
Allahım! Beni insanlığın dört büyük zindanı olan «tabiat», «ta- rıh», «toplum» ve «benlik»ten kurtar! Sen, ey yaratıcı! Beni yaratmış-sin. -Benliğini, benliğimin yaratıcısı bilirim. Başka da değil- Öyleyse benliği çevreye, çevreyi de benliğe uyarlayabileyim, uygulayabileyim!
 
îlahî! Toplumumu «kitap, adalet ve demir -silah ve teknik-»den oluşan üç sağlam ve sağlıklı temel üzerinde kurmam; gönlümü, «haki kat, güzellik ve hayr»dan ibaret üç kaynaktan doyurabilmem için bana yardım et!
 
Ya Rabbî! «Rousseau»ya ilham ettiğin şu sözü asla aklımdan çı karma: «Ben senin -halk- ve inancının düşmanı olsam da, senin ve’ inancının özgürlüğü uğruna canımı fedaya hazırım.»
 
Rabbim! Dostoyevski’nin ağzından döktürdüğün şu delili, aydın . ve düşünürlerin gönlüne de ulaştır: «Eğer Allah yoksa her şey muhal dir. Dünya anlamsız, yaşam hedeften yoksun ve insan bomboş demek tir. Anlamdan yoksun insan, sorumluluktan da yoksundur.»
 
Allah’ım! Sevdiğin herkese öğret ki; aşk, yaşamaktan iyidir. Daha çok sevdiklerine de; sevmenin aşktan üstün olduğunu bildir!
 
ilahî! Beni bırakma!
 
Çünkü; îslam’a olan imanım, Peygamber’e ve al’ine olan sevgim, beni, din kisvesi altında tutucu bir saldırgan ve gerici eylemlerle uyumlu bir kişi yapabilir.
 
Çünkü özgürlüğüm, halkın köleligine neden olabilir.
 
. Çünkü «dinim», bir «dinî görüntü» ardında gizlenebilir, gömüle bilir.
 
Çünkü halk beni, taklid olunan biri, ya da taklitçi yapabilir.
 
Çünkü «hakk bildiğim» şeyleri «kötü biliyorlar» diye gizleyebili- rim.
 
Allahım! Senin Peygamberinin (S.A.) islam’ı ile Ali’nin tavrı «hayır/yok» sözcüğüyle başlamıştır, bunu biliyorum.
 
Ey Muhammed (S.A.)’i gönderen! Beni, «her şeye evet»çi bir tavir takinanlardan
 
eyleme!
 

En iğrenç suçtur: Kur’ân şöyle der: “...Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip tiksindiniz...” (13) “Arkadan çekiştirip duran, kaş-göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay hâline!”(14) Zina, cinayet dahil başka hiçbir suç, iğrendirici bir fiile gıybet kadar benzetilmemiştir.
 
 
Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır. Fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende bir çok hayır vardır" buyurarak sabrın faziletini anlatmıştır.
Bütün faziletlerin anası, hayatta muvaffak olmanın ve kemale ermenin sırrı bu güzel özelliktir. Her türlü rezaletin sebebi sabırsızlık veya gerektiği kadar sabır gösterememektir. Sabır her faziletin üstünde bir değer taşır. "Şüphesiz Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir" (el-Bakara, 2/153, 155).
Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar. Böyle felaketler başa geldiği zaman heyecana kapılmadan ve şikayet etmeden takdir-i ilâhiye razı olup sabretmek müminlerin özelliklerindendir. Nitekim Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimde sabr-ı cemili (güzel sabır) emretmektedir. (Yusuf, 12/18). Rasulullah (s.a.s) Sabr-ı cemil şikayet edilmeyen sabırdır" buyurmuştur. Aslında elden bir şey geldiği zamanlarda sabırsızlık gelmediği zamanlarda sabırsızlık göstermenin bir faydası yoktur ve lüzumsuz bir harekettir.
Yukarıda ki Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i Şeriflerde de anlatıldığı üzere Bazı sıkıntılar vardır ki, kulun irade ve gücünü aşar.
Benim de başıma gelen sıkıntılar bu türden.
O yüzdendir ki siz değerli kardeşlerimden dua istirhamında bulundum.
Tahmin etmediğim kadar güzel dualarda bulunmuşsunuz.
Ayrıca sıkıntı ve musibetlerden kurtulmam ve daha iyi günlere ulaşmam için Yasin-i Şerifler okumuşsunuz.
Tüm iyi niyet ve tesellide bulunan siz değerli kardeşlerime çok çok teşekkür ederim.
Dualarınızın tesirinden olsa gerek kendimi iyi hissediyorum.
Rabbim tüm dertlerinizi ve dertlerimi dünde bıraksın inşallah.
Herkese sabr-ı cemil (güzel sabır) dilerim.
 
Nebiler Sultanı (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: "Ahir zamanda yaşları küçük, akılca kıt birtakım gençler zuhur edecek. Yaratılmışın en hayırlısının sözünü söylerler, Kur'an'ı okurlar. İmanları, gırtlaklarından öteye geçmez.
Onlar, okun avı delip geçtiği gibi, dinden çıkarlar..." Hadisin ifade ettiği mananın tahliline geçmeden önce, üzerinde durup hatırlatmakta fayda mülahaza ettiğim bir hususu arz etmek istiyorum: Sahabe-i Kiram efendilerimizin hemen hepsi, değerler üstü değere sahiptirler ve bizim kıstaslarımızla değerlendirmeye tabi tutulmayacak kadar muallâdırlar. Günümüzde, onları kritiğe tabi tutan bir kısım kendini bilmezler, onların büyük bir titizlikle üzerinde durup, kelimesi kelimesine bize o altın çağdan naklettiklerini kritiğe tabi tutmakta ve kendi vehimlerinde oluşturdukları sisle, dumanla onları karalamaya çalışmaktadırlar. Oysaki Sahabe-i Kiram, hadis rivayetinde insanüstü bir hassasiyet göstermiş ve fevkalade titiz davranmışlardır. Hadislerin her kelimesi tıpkı bir kuyumcu titizliğiyle seçilerek kullanılmıştır ve her birinin bir icaz yönü söz konusudur.
Bu hadis-i şerifte Allah Resûlü'nün, ahir zamanda, dine girmeleriyle çıkmaları bir olan bazı kimseleri, avın bir tarafından girip öbür tarafından çıkan oka benzetmesi dikkat çekicidir. Bilindiği gibi ok, avın bir tarafından nasıl girmişse, kendisine bir şey takılmadan, bulaşmadan öbür tarafından da öyle çıkar. İşte "İslam'ı kabul ettik" deyip onunla müşerref göründüğü halde, onun ruh ve manasından hiç mi hiç istifade edemeyen kimselerin, böyle bir oka benzetilmeleri, düşüncesiz, tetkiksiz, hissiz, şuursuz, süratle ve hiçbir şey duymadan İslam'a girmesiyle çıkması bazı kimselerin hallerini ifade bakımından fevkalade manidardır.
BİD'ATLARIN İSTİLASI
Yine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ahir zaman fitneleriyle alakalı başka bir hadislerinde: "Ümmetimden bir kısım gruplar çıkacak, bunları bid'atlar istila edecek, tıpkı kuduzun, kuduza yakalanan kimsede hiçbir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'atlar da onların her hallerine sirayet edecektir" buyurmuştur. Efendimiz burada, o dönemde meydana gelen bid'atları, vücudun her organına sirayet edip orada tesirini gösteren kuduz hastalığına benzetir. Bu misal, Sünnet-i Seniyye'nin terkinin yanında bid'atların, insan hayatını dört bir yandan kuşatmasını ifade bakımından fevkalade manidardır. Zira bid'atlar, kişinin ruh dünyasına tıpkı bir virüs gibi girer, sonra da kılık-kıyafetten oturup kalkmaya kadar onun her halinde kendisini gösterir. Bu hadiste dikkat çeken bir başka husus da, Allah Resûlü'nün; "Yaratılmışın en hayırlısının sözünü söyler ve Kur'an okurlar.." ifadesidir. Aynı manada başka bir hadis-i şerifte de: "Siz, kendi amellerinizi onların amellerinin yanında küçük görür ve hafife alırsınız." buyurmaktadır ki, Nebiler Serveri'nin ahirete irtihalinden kısa bir süre sonra, karmakarışık hadiselerin sevimsiz lisanıyla Sahabe'ye bir kere daha "Muhammedün Resûlullah" dedirtecek keşmekeşi ifade açısından ne ürpertici bir üsluptur!
HÂRİCİLİK FİTNESİ
Bu hususta ilk dikkatimizi çeken hiç şüphesiz, Asr-ı Saadet'e yakın, o dönemde zuhur eden Haricilik olayıdır. Onlar, dinde, günaha giren bir insanın kâfir olacağına inanacak kadar hassas düşünmüş ve ibadet ü taatlerinde olabildiğine dikkatli davranmışlardır. Hatta bu çerçevede yalan söylemeyi küfür saydıklarından, onca taşkınlıklarına rağmen hadisçiler, onların rivayet ettikleri hadisleri kabul etmişlerdir. Evet onlar, Müslümanlığı kendi hesaplarına bu kadar derince yaşamalarına rağmen, davranışlarında aşırı, saldırgan ve dengesizdirler. Aynı zamanda onlar, Hz. Ali (ra) ve Hz. Muaviye gibi şerefli sahabilere kâfir dedikleri gibi, "Lailahe illallah" diyen pek çok kimseyi de kâfir saymaktadırlar. İşte bütün bunlar göstermektedir ki Hariciler, Allah Resûlü'nün ifadeleri içinde, İslamiyet'in içine bir ok gibi girmişler; girdikleri gibi de hiçbir şey elde edemeden ve hakikat adına bir şey duymadan çıkıvermişlerdir. Hz. Ali (ra), Sıffin Savaşı'nda kolunda "ben" veya "ur" olan birini görünce, İbn-i Abbas'ın (ra), Efendimiz'in: "İşte bunlar sana karşı savaşacak ey Ali!" sözünü hatırlatması üzerine, onların öldürülmesini kendi hakkaniyetine delil saymış ve Peygamberimiz'i her zaman doğru çıkaran Allah'a hamdetmişti...
AMELÎ MÜSLÜMANLIK
Günümüzde de, ibadetlerinde bir hayli hassas davrandıkları halde, İslam'ın gurbetini kendine dert bile edinmeyen ve böylece amelî münafıklık içine düşen nice insan vardır.. hele bazılarının Müslümanlık adına bir kısım folklorik hareketlerle müteselli olduklarını gördükçe, "Acaba Allah Resûlü'nün haber verdiği insanlar bunlar mı?" diye endişe duymamak elden gelmiyor.
Hasılı; Allah Resûlü (sas), kıyamete yakın zamanda cereyan edecek çeşitli hadiseleri, bu ve benzeri hadislerle haber vermiştir ki, O'nun gayb-bin gözüyle görüp haber verdiği bu tür olayların bir bir cereyan etmesi, O'nun Sadık u Masduk olduğunun apaçık delilidir.
ÖZETLE
1- Günümüzde, Sahabi efendilerimiz hakkında konuşanlar, onların kelimesi kelimesine bize naklettiklerini kritiğe tabi tutmakta ve onları karalamaya çalışmaktadırlar.
2- Hariciler, davranışlarında saldırgan ve dengesizdiler. Hz. Ali ve Hz. Muaviye gibi şerefli sahabilere kâfir dedikleri gibi, "Lailahe illallah" diyen pek çok kimseyi de kâfir saymışlardır.
3- Günümüzde de, ibadetlerinde bir hayli hassas davrandıkları halde, İslam'ın gurbetini kendine dert bile edinmeyen ve böylece ameli münafıklık içine düşen nice insan vardır. zaman23/02/

Çeşitli sual ve cevaplar
Sual: Ev alırken, (Ya Rabbi hayırlı ise, bu evi nasip eyle), yahut evlenirken, (Evlenmek hayırlı ise, evlenmemi nasip eyle) diye dua etmemeli, (Hayırlısı ile ver) demeli deniyor. Bunun hangisi uygun ve aradaki fark nedir?
CEVAP
Hayırlısı ise ver demekte bir teslimiyet vardır, uygundur. Hayırlısı ile ver demek de, uygunsuz değildir. Fakat, sanki bunda ısrar var, illa o şeyin olması isteniyor. Birinci şekilde söylemek daha iyi olur.
Sual: (Vaki olanda hayır vardır) veya (Hayırlısı olur inşallah) deniyor. Böyle demek uygun mu?
CEVAP
Vaki olanda hayır vardır demek, irade ve tercihimizin dışında ve sebeplere yapıştığımız halde, başımıza ne gelirse gelsin, sabretmeli, şikayetçi olmamalı; sabredersek, bizim için neticesinin hayır olacağını bilmeli demektir. Yoksa, herkesin başına gelen her şey, onun için mutlaka hayra sebep olur demek değildir.
(Hayırlısı olur inşallah) demek, Allahü teâlâ bunun neticesini senin için hayırlı yapsın, hata ve kusurunu affetsin, yanılmaktan, zarar görmekten korusun, sana nimet ihsan etsin demektir.
Sual: Başımıza bir bela gelince, bir yakınımız ölünce nasıl dua etmeliyiz?
CEVAP
Ümmü seleme validemiz, şöyle anlattı:
Peygamber efendimiz, (Sıkıntıya düşen, “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun [âyetini okuduktan sonra], Ya Rabbi, başıma gelen musibetin ecrini ver ve bana bundan daha hayırlısını lutfet” diye dua ederse, Allahü teâlâ onu o sıkıntıdan kurtarır ve ona daha hayırlısını verir) buyurdu. Sonra,
“Ben, Ebu Seleme ölünce böyle dua etmiştim. Allahü teâlâ da bana Ebu Seleme’den daha hayırlısını, yani Resulullahı verdi” dedi. (Müslim)
Sual: Hatmi tehlil gibi zikirleri, bir murat için okunan duaları abdestsiz de okumak caiz midir?
CEVAP
Evet bütün zikirler ve dualar abdestsiz okunabilir. Ancak abdestli okumak elbette iyidir. Hele bir murat için okunan dua ve zikirleri abdestli okumaya çalışmalıdır.
Sual: Dua yazılı muska ile tuvalete girilir mi?
CEVAP
Naylon içinde ise, tuvalette de çıkarmak gerekmez.
Sual: Kuleuzüleri okuduktan sonra avuca üfleyip elleri vücuda sürmenin faydası var mı?
CEVAP
Resulullah efendimiz, bazı âyetleri okur mübarek avuçlarına üfler ve avuçları ile mübarek vücutlarını mesh ederlerdi. Birçok hastalık için iyidir.
Sual: Namazdaki dualar Türkçe okunabilir mi?
CEVAP
Hayır, Arapça okumak şarttır.
Sual: Arapça bilmeyen kimsenin duaları Türkçe olarak okumasında mahzur var mıdır?
CEVAP
Namaz, hutbe, ezan gibi yerlerdeki dualar hariç, bir çok duayı Türkçe olarak söylemek caizdir. Ancak bazı duaların tam Türkçeleri olmuyor. Tercümeleri aslının yerini tutmuyor. Mesela selam da bir duadır. Ama bunların Türkçeleri olmaz. Resulullah efendimizin bildirdiği şekilde selamün aleyküm veya esselamü aleyküm diye selam vermelidir. Hacda Allahümme lebbeyk diye söylenenler var. Bunun gibi duaları Türkçe söylemek uygun olmaz.
Sual: Camide tesbih çekerken, dua ederken veya Kur'an-ı kerim okunurken, mazeretsiz bağdaş kurup oturmakta mahzur var mı?
CEVAP
Bir rahatsızlık yoksa öyle oturmamalıdır.
Sual: Namaz kılmış olana, (Allah mübarek etsin) mi denir, yoksa (Allah kabul etsin) mi?
CEVAP
Allah mübarek etsin denir.
Sual: Haram olan bir şeyi elde etmek için ya da yapabilmek için dua etmek haram mı? Mesela ya Rabbi bana rakı içmeyi nasip eyle demek haram mıdır?
CEVAP
Evet haramdır.
Sual: Bazıları, bir din kitabını mesela Mektubatı okuyup bitirdikten sonra Sadakallahülazim diyorlar. Bir mahzuru var mı?
CEVAP
Öyle söylemek uygun değil. Sadakallahülazim demek, Allah doğru söyledi demektir. Kur'an-ı kerim için söylenir.
Sual: Amenerresulü okunurken dinleyenlerin dua kısmında yavaşça âmin demeleri caiz mi?
CEVAP
Caizdir.
Sual: Hadis-i şerifte, (Sabah-akşam, Haşr suresinin son üç âyetini okuyan şehid olarak ölür) buyurulduğu için, sabah-akşam Haşr suresinin sonunu okuyorum. Camide kıldığım zaman imam okuyor, biz dinliyoruz. Ben okumasam, yine aynı sevaba kavuşur, şehid olarak ölür müyüm?
CEVAP
Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek farzdır. Dinleyen, okuyandan daha fazla sevap aldığı için, ayrıca okuması gerekmez. Her gece Amenerresulü’yü okuyan da, imamdan dinlemişse, onun da okuması gerekmez.
Sual: Bir şey okuduktan sonra veya vaazdan sonra el fatiha deniliyor. Fatiha okumak şart mı?
CEVAP
Fatiha denince fatiha okumak şart değil ama okumak iyi olur
Sual: Bilgisayarda yüklü bulunan sure ve duaları kulaklıkla dinlemekte mahzur var mı?
CEVAP
Mahzuru olmaz.
Sual: Duaya nasıl başlamalı?
CEVAP
Şöyle başlanabilir:
(Elhamdülillahi Rabbilalemin esselatü vesselamü alâ resulina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain.)
Sual: Namazdan sonra fatiha okumak sünnet mi bid'at mi?
CEVAP
Caizdir, mahzuru yoktur.
Sual: Bazen yazı yazarken, yapacağım şeyi unutuyorum, ne yazacaktım ki diye düşünüyorum. Unutmamak için veya hatırlamak için bir dua yok mu?
CEVAP
Büyük bir zata bir dua et de şu olsun diyorlar, o da dua ediyor ve o iş oluyor. O duayı bize de öğret diyorlar. Öğretiyor, fakat onlarınki kabul olmuyor. Sebebini soruyorlar. (Bu 30 senenin mahsulüdür. 30 senedir dua ediyorum, siz de devamlı edin bir gün duanız kabul olur) buyuruyor.
Bir kimse yazı yazarken unuttuğu, hatırlayamadığı şeyler oluyormuş. Resulullah efendimiz ona buyuruyor ki:
(Kalemini kulağına koy. Söyleneni daha iyi hatırlarsın.) [Tirmizi]
Ne yazacağını unutan kimse kalemini kulağına koymalı ve Resulullaha salevat-ı şerife getirmelidir.
Sual: Son teşehhüdde sübhane rabbike âyeti dua olarak okumak caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir. Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde bildirilen bütün duaları okumak caizdir.
Sual: Çocuğumun yaramazlıklarına karşı okuyabileceğim dua var mı?
CEVAP
Hem kendiniz ona hayır dua edin, hem de çocuğa namaz kılmayı, bazı sureleri, duaları öğretin. Mesela La havle’yi öğretin. Çocuğun yaramaz olması iyidir. Meşhur büyük kimseler çocukken çok yaramaz imiş. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Çocuğun küçüklüğünde yaramaz oluşu, büyüklüğünde aklının ziyadeliğidir.) [Hakim]
Sual: Dua ederken 3 veya 7 kere tekrar etmek gerekir mi?
CEVAP
3 veya 7 kere tekrar etmek isteğimizi kuvvetlendirmek içindir. Mesela (Ya Rabbi günahlarımı affet) diye 7 kere söylenebilir. Veya (Ya Rabbi çocuğu salih olarak büyüt) diye 3 veya 7 kere söylenebilir.
Sual: Haram işleyen birisi, çok günah işliyorum, elimi açıp dua etmeye yüzüm yok, ben namaz kılamam derse buna ne denir?
CEVAP
Ne kadar çok günah işlerse işlesin yine namaz kılmalıdır. Çünkü namaz bir çok günahların affına sebep olur. Bir çok kötülüklerden korur. İyi birisi olmaya sebep olur.
Sual: Namazda secdede dua edebilir miyiz?
CEVAP
Farz namazların secdesinde dua edilmez. Nafile kılarken secdede dua edilebilir. Namaz haricinde secdeye kapanıp dua edilir.
Sual: Allah gönlüne göre versin diye dua uygun mu?
CEVAP
Biz hakkımızda ne hayırlıdır bilemeyiz. Allahü teâlâ hakkında hayırlı olanı nasip etsin demeli, bizim arzu ettiğimiz kendi zararımıza olabilir.
Sual: Haddimi bilmeden Ya Rabbi beni de imtihan et diye dua ettim... ve bir daha da kendime gelemedim. Ne yapmam lazım?
CEVAP
Evet gerçekten çok büyük söz etmişsiniz. İnsan acizdir, imtihana dayanabilir mi? İnsan kendine beddua eder mi hiç? Öyle dua ettiğinize tevbe edin. Bir zaman adamın birisi, Ya Rabbi beni sıkıntılara karşı sabredenlerden eyle diye dua ediyor. Peygamber efendimiz, (Bela mı istiyorsun?) buyuruyor.
Sual: Peygamber efendimizin en çok okuduğu dua ne idi?
CEVAP
“Rabbena atina...” idi. (Beyheki)
Sual: Doğuştan dilimde pepelik var. Ne yapmam uygundur?
CEVAP
Şifa âyet ve dualarını, ihlas ile okumak iyi gelir.
Sual: Kendimiz için okuduğumuz hatmi ve hatm-i tehlili, mezarımıza mı göndermek gerekir, yoksa bekletip biz ölünce, ruhumuza gönderilmek üzere vasiyet mi etmek gerekir?
CEVAP
Bekletip vasiyet etmek diye bir şey yoktur. Okunan hatmin ve hatm-i tehlilin hürmetine mağfiretimiz için dua edilir. Sevabı da başta Peygamber efendimiz olmak üzere, bütün enbiya ve ölü, diri bütün müminlere bağışlanır. Yaptığımız bütün ibadetler, kabir için, ahiret için bir hazırlıktır. Hayır ve hasenatı da sağlığında vermeyip, (Ben öldükten sonra şuralara verin) demek, sağlığında vermek gibi olmaz.
Sual: Annem, sağlığında, Yasin-i şerif okuyup kasete aldı. “Ben ölünce bunu dinleyip sevabını bana gönderin” diye vasiyet etti. Vasiyetini yerine getirmekte mahzur var mı?
CEVAP
Dine uygun olmayan vasiyetler yerine getirilmez. Kasetten Yasin-i şerifi dinlemek ibadet olmaz. Kasetten dinlenilen Kur’an-ı kerim ölüye bağışlanmaz. Bizzat okuyarak bağışlamak gerekir.
Sual: Hadis-i şerifte, sabah ve akşam namazlarından sonra, Haşr suresinin [hüvallahülleziden itibaren] son üç âyetinin okunması bildiriliyor. Halbuki çok yerde Lev enzelnadan okunuyor. Yine hadiste, namazlardan sonra, 10 ihlas okunması bildirilirken, siz 11 ihlas okunacağını bildirdiniz. Niçin böyle yapılıyor?
CEVAP
Bir hususta birkaç rivayet varsa, en faziletli olanını seçmek iyi olur. Haşr suresinin sonunu Lev enzelnadan okumak daha iyi olur. Namazdan sonra 10 veya 11 İhlas okunması bildirilmiştir. 11 defa okumak daha iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sabah namazından sonra 11 defa ihlas okuyan müslümana, Cennette bir burç verilir.) [Haraiti] (Bu hadis-i şerif, Ramuz’un 382. sayfasında da vardır.)
Sual: (Ya Rabbi, hakkımda hayırlı ise şu kızı veya şu oğlanı bana nasip eyle) diye dua etmekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hayırlı ise dediğinize göre, hiç mahzuru yoktur. Çok iyi olur.
Sual: Neden sürekli sayılar var dualarda, onu hiç anlamıyorum. Mesela neden mezarlık önünden geçerken 3 İhlas 1 Fatiha okumam gerekiyor? Neden 2 İhlas değil?
CEVAP
Peygamber efendimiz, üç ihlas okuyan Kur’an-ı kerimi hatmetmiş gibi sevap alır buyuruyor. Fatihanın faziletini bildiriyor. Peygamber efendimiz iki deseydi, siz kalkar, (Neden iki ihlas da üç değil) derdiniz. Yemin kefareti için 3 gün peş pese oruç tutulur niye iki veya 4 değil de 3? Dinin emri öyle! Niye sabah namazı 4 rekat, öğle 10, ikindi 8, akşam 5 rekat? Allah öyle emrettiği için. Suç rakamlarda değildir, bu tür yanlış anlama, bilgisizlikten veya itikad zayıflığından ileri gelir.
Sual: Dualarda, Allah’ım affet ..bağışla yâ Rab! Allah’ım yardım et emir kipli
 

 
  BUGÜN 81391 ziyaretçikişi burdaydı! Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır. KADİR ALKAN  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=